Dumanlı dağların önünde, esenlikle kıyıya gelen dalgaların son köpürüşleri, dört nala koşan bembeyaz kısrağa şevk veriyordu. Süt beyazı yeleleri ne kadar da güzeldi! Atları prangalayan o zincir yularlar, onları köleye çeviren altın semerler tanrının lütufta bulunduğu kısrakta yoktu. Özgürlüğün tadını çıkarıyor, dilediği gibi, dilediği yere koşuşturuyordu, anadan doğma çıplak at.

İçine çektiği her nefeste anıları depreşiyordu. Attığı her depar, güçlü bacaklarındaki kaslarda ne kadar lif varsa her birini bir bir koparıyordu, daha kuvvetli lifler için. Koşuşturmasının sebebi bir yere yetişme gereksiniminden değil, içindeki muazzam güçteki enerjiyi kusması ve doruklarda olan motivasyonunu daha da çoşturmak için değil, yalnızca kalbinin derinliklerden gelen mutmain olma duygusunu daha da hissetmek istiyordu ak at.

Eren Açar

Ak At

Ak At” için bir görüş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön