Biz, ilhamımızı gökten ve gaipten değil; doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.
– Mustafa Kemal Atatürk

Öncelikle belirtmeliyim ki olabildiğince tarafsız oldum. Atatürkçü değilim, düşmanı da değilim, yalnızca durumu derinlemesine düşünen bir bireyim. Söze baktığımızda, inkar edilemeyecek bir gerçek vardır. Ama söyleniş amacı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

İlham, vahiy kelimesinin türkçesidir. Atatürk ilhamı/vahyi gökten ve bilinmeyen bir yerden ilham almıyor. Daha önceki yaşamından, yaşadıklarından alıyor.

Ama burada biz diyor. Dediği kendi fıkrasındakiler’den (grup, parti) bahsediyor. Tamam konuşmasında Cumhuriyet Halk Partisi için biz dediğini biliyoruz. Ama bunu Türk milletinede dikte etmek istiyordur. Varsın öyle olsun. Peki Türk Miletti gökten ve bilinmeyenden mi alıyor ilhamını(vahyini)? Ya da müslümanlar, müslümanlar da gökten ve bilinmeyenden mi alıyorlar ilhamı?

Elbette ki hayır. Biz peygamber(nebi) değiliz. Ama durun. O zaman peygamberler bizden değil mi? Müslüman değil mi? İnsan değil mi? Cevaplar; insan, müslüman ve bizdense, o zaman onlar bizden biri olsa dahi onlar ilhamını gökten ve bilinmeyenden mi alıyorlar?

HAYIR,

Neden mi? Musa, İsa ve diğer elçiler (aslında nebiler) gökten ya da bilinmeyen bir şeyden vahiy almadılar. Onlar tanrıdan ilham aldılar.

Tanrı, gök değil ya da gökte değil. Başka bir deyişle mekana bağlı değildir. Ve tanrı bilinmeyen ya da bilinemeyen şey de değildir. Tanrı bilinir. Zaten bundan dolayı Arapça da “El” takısı, İngilizce’de “The” ekleriz belli olduğuna dair.

Peki Atatürk Ne Diyor?

Sonuç itibari ile bu metin olarak doğru bir söz. Ama maalesef bunun söyleniliş amacının bu olmadığını yani Atatürk’ün böyle önemli bir  konuşmada laf salatalığı yapmadığını aksine, idarenin Kuran’a, İncil’e bir gönderme yaptığını düşünüyorum. Elbette sanılarla/zanla hareket etmek, yargılamak doğru değil. Fakat şu bir gerçek ki, Atatürk Kuran’ın emrettiğini getirmedi. Ama en azından, “Bunlar İslam’ın emirleri” diyen sahtekarları götürdü.

Birisi “Diyaneti kurdu, kuranı tercüme ettirdi.” diyebilir. Cevap şudur, “Diyanet, İslam’ın temsilcisi değil, devletin çizdiği sınırlar çerçevesinde, bir ücret karşılığında bir dini yaşayan, yaşatan kurumdur. Ve birçok Yahudi ve Misyoner İslam araştırması yapıp, ortaya bir çok pozitif çalışmalar çıkarmıştır.” diyerek bu önerilerin geçersiz olduğunu söyleyebiliriz.

Bununla birlikte, “Atatürk deccaldir, camileri ahır yapmıştır.” diyenler de abartmaktadır. Camilerin ahır yapıldığına dair hiçbir kanıt yok zaten çok saçma bir davranış olurdu. Bunun için bazı hacı hoca efendilerin (!) dediklerine inanmayalım. Çünkü o cahiller “Keşke Yunan galip gelseydi.” diyerek ne mal olduklarını ortaya koymuşturlar.

Şimdi konuyu dağıtmadan sadede gelelim. Atatürk burada İslam’a ve Hristiyanlığa gönderme yapıyor. Çünkü, bir önceki cümlesinde, “Bizim prensiplerimiz, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutulmamalıdır.” diyerek aslında kendi görüşünü net bir şekilde belirtiyor. Dinsiz olduğunu açık açık dile getiriyor. Din ayrı, devlet ayrı diyerek kurana ters bir yönetim biçimi getirdiğini unutmamanızı hatırlatarak bir videoyu izlemenizi istiyorum.

İzleyelim efenim;

Atatürk, “Gökten indiği sanılan kitapların dogmaları” diyor. Yorum yapmaya gerek var mı? Bence var, ama bu yorumu ben değil siz kendiniz yapın lütfen.