Kısa Sohbetler – Kuran Öğretmeni

Oku” sözü ile başladı, Kur’an. Oku dedi ama biz okumadık, okuduğumuzu sandık. Okumak eylemini heceleri kulağa hoş gelecek şekilde seslendirmek saydık. Oysa ki, hakkıyla okuyan anlardı, anlayan kesinlikle yaşardı. Biz ne yaşayabildik, ne de anlayabildik en azından bu gerçeği kabul ettik. Dinledik, buna dinlemek denirse. Okuduk, buna okumak denirse, ama denmez. İlk emri okuydu, anlamak için gönderilmiş Kuranın. Biz onu bir şiir gibi okuyuşa indirgedik. Kendimizi Kuran’ın aydınlığı yerine, cehaletin karanlığına hapsetmeyi tercih ettik. Hiç düşünmez misiniz? Diyen ayetlere, “Evet, düşünmeyiz.” diye pişkince cevap verdik.

Bakın daha dün başıma ne olay geldi. Bir okul etkinliğinden eve dönüyoruz. Biz orada görevli olduğumuz için bir öğretmenin arabası ile bizi götürmesini rica ettik. O da kendi aracı dolu olduğu için bir başkasına rica etti. Neyse, bindik arabaya gidiyoruz. Şoför de, Kur’an öğretmeni imiş. O kişiyle tanışız ama daha önce hiç sohbet etmedik. Konu derslere geldi ve haliyle eğitim sistemine. Ben sorunun hem öğrenciler de, hem öğretmenler de ve hepsinden önce sistemde olduğunu savunurken, hoca “siz dersi dinlerseniz hiç bir sorun kalmaz” görüşünde idi. Ben bunun üzere ona kendi dersinden örnek verdim.

Dedim ki, “Makine mühendisleri ve bilgisayar mühendislerine, hatta onların üniversite öğretmenlerine sordum. Onlar okuldan öğrendikleri matematik bilgilerinin çoğunu kullanmıyormuş, bir uzman nörolog ise, temel matematik haricinde matematik bilmeden profesör olmuş ve hala bilmiyormuş, gerekte duymuyormuş. Hayatımızın hiçbir yerinde işe yaramayacak, faydasız boş bilgileri bize zorunlu ders olarak vermeleri doğru değil.” dedim. “Haklısın.” deyince, ekledim. “Aynı şekilde, Kuran dersi de böyle. Ben yıllardır İmam Hatip’te okuduğumdan biliyorum. Kuran dersinin bana bir faydasını görmedim.” dedim. Kızardı, bozardı. “Nasıl?” dedi hayretle. Sonra anlattım işte, “Kuran anlaşılmak için gönderilmiş bir kitap iken, bizler anlamak için okumuyoruz. Sadece ayetlerin güzelce seslendirmesini öğreniyoruz. Anlamadığımız ayetleri ezberlemeye çalışıyoruz.” derken sözüm kesildi. Benimkisini bastıracak bir şekilde, “Senin elinden meali alan mı var? Senin hadislerle bir sorunun var.” dedi, öfkeyle.

O sırada ineceğim yere gelmiştim. “Selametle” dedim, tatlı bir dille. Benim sakinliğimi görünce, “konuşuruz bunları yine” diyerek kafasını eğdi. Bende kapıyı kapatırken, “hay hay memnuniyetle” dedim ve evime doğru ilerledim.

18.11.2018